Yedi yaşındasın, pastanın üstünde tam yedi tane mum var. Tek nefeste hepsini birden söndüremeyecek kadar küçük ama denemeye değer görecek kadar cesursun. Bahçe penceresinden seni izlerken ilk kez rüzgara dua ediyorum. Sana yardım etsin diye. İki mumun inadına mağlup olman… Bu bile benim için büyük kaygılardan sayılır. Hiçbir işe yaramıyor. Sekizindesin. Bahçe aynı bahçe, pencere aynı pencere ben aynı ben. Ama pasta yok, sende yoksun. O yaz Aydındaki teyzenlerde geçirmeye karar veriyorsunuz tatili, gün o güne denk geliyor. Tahmin ediyorum, yine deniyorsun. Aklımdan geçiriyorum, sıcaktır oralar. Çok rüzgar yoktur. Yine mağlup olmuşsundur biliyorum. Birazda benim yüzümdendir diyorum. Bu sefer dua etmedim çünkü. Dokuza giriyorsun. Kırmızı bir bluz giymişsin, dik yakalı, beyaz puantiyeli. Pastada üç mum var. Her üç sene başına bir tane. Tek solukta tüketiyorsun hepsini. Öncekilerden daha ciddi hediyeler çıkıyor kutulardan bu sefer. Hepsi için teşekkür ediyorsun. Hatta bir kısmını öpüyorsun bile arkadaşlarının, ben sadece elini sıktıklarından arasına dahilim. Olsun diyorum, beni öpebilmek için henüz çok az tanıyor. Çift hanelere geçiş yapıyorsun. Rakamlarda çeşitlilik bitiyor, kombinasyonlara geçiyorsun. Daha büyük bir kalabalık eşlik ediyor bize, sen beni daha çok tanıyorsun artık. Ama hala öpebilecek kadar oldu mu, bilmiyorum. Müzik çalıyor, dans bile diyorsun. Eteğin geçen senekine nazaran biraz daha kısa. Neredeyse dizlerin görünüyor. On bir diyorsun. Artık ev sahibi kıvamındasın. Annenle birlikte davetlileri kapıda karşılıyorsun. Bir sürü hoşgeldinizler var dilinde, payıma düşeni bana da ikram ediyorsun. Düşünüyorum hiçbir misafirliğe eli boş gitmediği gibi insanın, hiçbir huzura da dili boş gitmemeli. Hoşbulduk diyorum, alıp yüzünün üstüne koyuyorsun. On iki biraz buruk, ilkokuldan mezuniyetin gölgesi çöküyor üstüne. Belkide bir daha göremeyeceğin bir sürü arkadaş veda ziyaretinde. Son sohbetlerini ediyorsun. Tüm gün boyunca müzik ancak yarım saat çaldı, onu bile fark etmiyorsun. Ağızlarda pasta ve gazoza bulanan tatlı laflarla iki defteri birden kapatıyorsun. Bu kez biraz daha ileriye gidip hepsine sarılıyorsun. Ben sadece öptüklerinin arasına dahilim. Artık o kadar tanıyorsun. On üç. Saçını yaptırmışsın, çok da güzel olmuş. Hafif de bir makyaj var yüzünde. Büyüyorsun ve sen büyüdükçe her şey değişiyor. Ancak bahçe aynı bahçe, pencere aynı pencere, ben aynı ben. Bir biz değişmiyoruz. Zamana kafa tutuyoruz adeta. Sana uzaktan bakarak hiçbir zamanı heba etme niyetlisi değilim. On dörtteyiz. Pastayı keserken yanında bekliyorum bu kez. En üstteki tabağa konulan ilk dilimi bana uzatıyorsun. Özel biri olduğum için değil, sadece en yakınında ben varım diye. Sonra biraz sohbet ediyoruz, diğerleriyle ettiğinden daha kısa süreli. Çok şıksın diyecek oluyorum bir ara, susuyorum. Bunun için kendi kendime biraz prova yapmalıyım galiba. On beş oluyor. Pastadaki mumlar üç düşürülüyor yine. Her beş yıl başına bir mum. Hiç olmadığı kadar derin bir göğüş dekolten var. Eteğinse diz üstünde. İlk kez bu kadar cesur görüyorum seni, yedi mumu birden söndürme çabandan sonra. Ya sen her geçen yıl biraz daha güzelleşiyorsun, ya dünya çirkinleşiyor da bana öyle geliyor. Çok kafama takmıyorum ama, veya en azından etrafında çoğalan zibidiler kadar. On altıya çok hareketli giriyoruz. Modern müziğin en son yapıtları görücüye çıkıyor kulaklarımızda. En büyük kahkahalarına o gün şahit oluyorum. Bilmediğim taraflarını sergileme yılın olarak kaydediyorum bunu. Öptükten sonra boynuma da sarılıyorsun üstelik. Tam o sıra bir arkadaşın geliyor bir şey sormak için, kolunu üzerimde unutuyorsun birkaç dakika boyunca. O gidiyor, kol iniyor. En uzun temasımız bu bizim. anlam veremiyorum, en kısa cevaplara bile ikna olacaklarsa neden soru sorarlar ki insanlar. O an orada keşke tüm hayatını anlatsaydın, sıkılmadan dinlerdim diyorum. Eğer o kol omuzumdan hiç kalkmayacaksa. On yedi biraz heyecan ve telaşla geliyor. Baraj yılının arefesi ne de olsa. Sohbetin tamamı bir sonraki sene yapılacak olan planlarıyla ilgili. Annen baban yok bu sefer. Belli ki onlarda gençler kendi kafalarına göre eğlensinler ayarında. Nihayet o meşhur güne geliyoruz. Daha bir özgür geliyorsun gözüme. Kıyafetlerin tıpkı annenin daha önceki doğum günlerinde giyindiği gibi, olgun ve kadınsı. Sen ve bizden başka kimse yok evde. Aslında sen varsın sadece, senden başka kimse yok benim için. Bir an bile olsa ayırmıyorum gözümü üstünden. Yeni arkadaşlar da dahil oluyor gruba. Daha önce hiç görmediğim yepyeni arkadaşlar. Elbette hepsi sadece elini sıkacaklarının arasında. Beni artık çok iyi tanıyorsun, öpüyorsun, sıkı sıkıya sarılıyorsun da. Tam o an fısıldıyorum kulağına. Bu ve bunun gibi daha ne doğum günleri tertip edebilirdim seninle. Sarılmasan, öpmesen, ilk kestiğin pastayı bana vermesen, kolunu üstümde unutmasan, benimle tek kelime etmesen bile. Eğer ölmeseydin altıda. Her sene bu tarihte olduğu gibi bu günde söndürüp ışıkları, - Mutlu yıllar! diyorum, erken ölen meleğim! duymasan da.

aslindatambirizmirli:

gulusundenopsem:

hasiktir

Ne zaman okusam tuylerimi diken diken eden tek yazi koca bir hasiktir diyorum.

(via pikacununelektrikfaturasi)

Bugün bi olay yaşadım gençler gözlerim doldu, lütfen okuyun. En yakın arkadaşım Emre, kendisi lösemi tedavisi görüyodu. Bugün dolaşalım diye evine gittim, salonda oturdum bunu bekliyorum. İçerden çabuk gel diye bağırdı. İçimden dua ediyorum lütfen kötü bi şey olmasın Allahım ona bi şey olmasın lütfen diye. Gittim odasına bu aynanın karşısındaydı. Nasıl sırıtıyo nasıl gülüyo. Önce derin bi nefes aldım, sonra noluyo lan bu ne gürültü dedim. Aldı elimi kafasına götürdü. Kanka bak saçım çıkıyo dedi. Nasıl mutlu ama görmeniz lazım. O an ne kadar saçma şeyleri kafamıza takıp kendimizi üzdüğümüzü fark ettim. Dünyada o kadar zor şeyler yaşayan insanlar var ki, hepsi bi yolunu bulup gülebiliyolar. Küçücük saç tellerinin onu ne kadar sevindirdiğini görseydiniz ağlardınız.

passiflora-kedi:

navyblueparadise:

boynuzsuzgeyik:

abi ya……

şunu her okuyuşumda gözüm dolar. sonsuz reblog

Bu benim ilk postlarımdandı, hala rebloglandığını görünce ayrı seviniyorum şu dönemleri atlattığımız için ayrı seviniyorum :’)

Gözlerim doldu be

(via matizinsarkisii-deactivated2016)

neden-her-zaman-ben:
“ carpe-noctem-mortem:
“ huzurumunhuzursuzlugu:
“ biparcayalnizlik:
“ HER TÜRLÜ HAYVAN KATLİAMINA HAYIR!
ÜRÜNLERİNİ KULLANDIĞINIZ MARKALARI İYİ ARAŞTIRIN.
”
Nasıl bir midesizliktir bu amk
”
Bu daha ne ki. Fok balıklarından tutun,...

neden-her-zaman-ben:

carpe-noctem-mortem:

huzurumunhuzursuzlugu:

biparcayalnizlik:

HER TÜRLÜ HAYVAN KATLİAMINA HAYIR!
ÜRÜNLERİNİ KULLANDIĞINIZ MARKALARI İYİ ARAŞTIRIN.

Nasıl bir midesizliktir bu amk

Bu daha ne ki. Fok balıklarından tutun, evinizde yediğiniz tavuklara kadar her hayvan sofranıza veya derileri elbiselerinize gelene kadar türlü işkencelere maruz kalıyor. Koca bir sektör ve ekonomi böyle işliyor. İğrenç. 

Bacaklarından asılıp canlı canlı makineye sokulan sığırlar. Eğlence için festivalde kesilip yenen köpekler. Hele ki en basitinden dükkanının önünde uyuyor diye tekme yiyen sokak hayvanları. Evet müslüman bir ülkeyiz o zaman bunu da aklınıza sokun: "Allah der ki; Hayvanlar benim sessiz kullarımdır. Onlar şimdi zulme susuyorlar ama hesap günü konuşacaklardır.“

(via pardonbayaan)

Amerika’da karşı cinsten biri sizinle toklaşmak istediği zaman siz “hayır ben müslümanım” derseniz anlayışla karşılar. Türkiye’de derseniz “ bizde müslümanız, ne gerici yobazsınız, hükümet istifa” diye sayar söver.

cemal-sureya:

Amerikada yaşayan birisi olarak söyleyebilirim ki ,Sizin başınız kapalıysa sadece selam veriri çünkü dininizi bilir ve önemser….Ancak siz elinizi uzatırsanız karşılık verir…

Türkiye tarafını söylemek bile istemiyorum …

(via kavrulmuskahvekokusu)

aaylenizinyobazi:

Kiralık aşk, İnadına aşk, aşk yeniden, aşk zamanı, kara sevda , kalbim ege’de kaldı ve daha bir sürü saçma sapan dizi. Farkında mısınız dizilerde sürekli bir aşk konusu sürekli bir özendirme ve saptırmaya dayalı içerikler var. Küçücük çocukların bu dizileri ne merakla takip ettiklerini biliyorum. Dizilerdeki en edepsiz sahnelere nasıl özendiklerini ve bu sahneleri defalarca izlediklerini. İşin en acı yanı da bu sahneleri ailelerinin yanındayken dahi izlemekten çekinmediklerini. Küçücük çocukların yetişkinler gibi özenerek giyindiklerini görüyorum ve bunu durdurmak adına elimden bir şey gelmiyor. Youtube’da 10-11 yaşlarındaki kızların “Doğal makyaj nasıl yapılır” adı altındaki videolarını görüyorum. 9-10 yaşlarındaki çocukların Facebook’da aşk sözleri paylaştıklarını İlişki durumu güncellediklerini görüyorum ve bu artık geri dönülemez hale geliyor. 9-10 yaşındaki çocukların parklarda oyun oynaması gerekirken modayı takip edip sevgili yapması sizin de canınızı yakmıyor mu?
Dün markete giderken önümde 11 - 12 yaşlarında bir “Çocuğun” daracık tayt giyip “Göbeği açık” bir tişört giydiğine şahit oldum. Önce inanamadım defalarca baktım. Oyun çağındaki çocukların cinsel obje gibi sokaklarda dolanması kimin suçu? Ailelerin, abilerin, ablaların. Çevrenizeki çocukları özendirmemek adına hal ve tavırlarımıza biraz dikkat etsek belki bir nebze daha olsa çocukları dindirebiliriz.. Çünkü masum olmaları gereken yaşlarda sokaklarda cinsel obje gibi dolanmalarına artık tahammül edemez hale geldim ve bu ciddi anlamda çok can sıkıyor. Bazı şeyler parayla alınamayacak kadar değerlidir. Masumluk, Ahlak, geri getirilemeyecek olan çocukluk gibi. Bunları bu kadar erken kaybetmelerine izin vermeyin. Abileri Ablaları olarak “Banane ya” demek yerine zamanınızı ayırıp onlarla konuşmaya çalışın. 
çünkü onlarda geleceğin anne ve babaları.
Unutmayın Çocuklar toprak gibidir. Onlara ne ekerseniz ilerde sizi onu verir. 

(via kendinievdeunutantalebe)

palesungerbob:

mavilipenguen:

Elizabeth ve Laura çocukluklarından beri birbirlerinin en yakın arkadaşıymış

image

Elizabeth 4 kız çocuğu olan dul bir anne. Laura evli, onun da 2 kızı var.

Kanser teşhisi konulmasından itibaren Elizabeth'in en büyük destekçisi elbette Laura olmuş

image

Tedaviye rağmen durumu kötüleşen Elizabeth, Laura'dan beklenmedik bir şey istemiş: ‘Bana bir şey olursa kızlarımı yanına almanı istiyorum’

image

Laura hiç düşünmeden ‘evet’ demiş ve kısa bir süre sonra annelerini kaybeden bu 4 güzel kızı evlat edinmiş

image

Böyle bir sözü öyle duygusal bir ortamda vermek çok zor değil. Ama bu sözü tutmak gerçekten yürek istiyor. Bu arada bu tatlı kızların yaşları 5 ile 12 arasında değişiyor.

Laura eşi ve 2 kızıyla yaşarken

image

şimdi 6 çocuklu, kocaman bir ailesi var

image


Alkış

(via kendinievdeunutantalebe)


Indy Theme by Safe As Milk